Gsm: (0332) 322 21 81
    

Mevlâna ve Çevre!

Mevlâna ve Çevre!

Mevlâna, 1207 yılında Afganistan’ın Belh şehrinde doğdu. Müslüman dünyası onu Efendimiz/Pirimiz anlamına gelen Mevlâna adı ile onurlandırdı. O’nun eşsizliği aşk prensibine dayanan dünya görüşü Çevrecileri düşündüren araştırmaya sevk eden en önemli unsurdur. Mevlâna, adeta modern dünya görüşünün gözümüze taktığı gözlüğü çıkartarak, yepyeni bir gözlük takmaktadır. Bu gözlükle baktığımızda etrafımızdaki her şey canlı, her şey anlamlı ve birbirine kardeş görünmektedir.

Yücel KEMANDİ

Sürdürülebilir Çevre Derneği (SÜÇEV) 

Başkan yardımcısı 

 

 

“Gelin bağa yeşiller kuşanan doğayı görün

Her köşede bir çiçek dükkanı açan doğayı görün

Güller gülerek sesleniyor bülbüllere:

Susun susarak doğayı görün.”

Mevlâna

Mevlâna ve Çevre, 

Mevlâna, 1207 yılında Afganistan’ın Belh şehrinde doğdu. Müslüman dünyası onu Efendimiz/Pirimiz anlamına gelen Mevlâna adı ile onurlandırdı. O’nun eşsizliği aşk prensibine dayanan dünya görüşü Çevrecileri düşündüren araştırmaya sevk eden en önemli unsurdur. Mevlâna, adeta modern dünya görüşünün gözümüze taktığı gözlüğü çıkartarak, yepyeni bir gözlük takmaktadır. Bu gözlükle baktığımızda etrafımızdaki her şey canlı, her şey anlamlı ve birbirine kardeş görünmektedir.

Mevlâna, Allah’ın fiziki âlemi yoktan var ettiğini ve yeni şeyler yaratmaya devam ettiğini kabul eder. Mevlâna’ya göre Allah’ın her an âlemde yarattığı şeylerden “akıllar bile hayret içinde” kalmaktadır: Taşları yakut, dağları altın ve gümüş madeni yapan güç,  yeryüzündeki bitkileri harekete geçirip diriltiyor ve dünyamızı cennet haline getiriyor. Ancak anlayana ve koruyana. Toprak tohumları kabul ediyor, ürün veriyor, ayıpları örtüyor ve daha anlatılamayacak kadar yüz binlerce şeyleri kabul ediyor, meydana getiriyor.   Ona göre, Allah bu âlemdeki her şeyi özel bir düzen, görev ve amaç içerisinde yaratmıştır. Mevlana Âlemdeki her şeyin canlı olduğunu da sık sık vurguluyor.

Bu sistem içerisinde hiçbir şey ruhsuz değildir; varlığın en alt derecesinde olmasına rağmen madde de canlıdır. Mevlâna “yeryüzü ve suyun, ateş ve havanın bize cansız gibi görünmelerine rağmen Allah’ın nezdinde canlı olduğunu, söylemektedir. “yeryüzünü boş ya da ölü” olarak düşünmememizi yeryüzünün sürekli uyanık olduğunu ve yaratıcısını tanıdığını ısrarla ifade etmektedir.

Bulut, güneş, ay ve yıldızlar. Hepsi de bir nizamla gelirler, giderler. Her biri, ancak vaktinde gelir, vaktini ne geciktirir, ne de erken gelip çatar. Bunu nasıl oldu da peygamberlerden anlamadık diye bize sorar. 

Mevlana ve Hayvan sevgisi;

Mevlâna’nın, şiirlerinde hayvanlara şaşırtıcı derecede yer verdiği; adeta onlarla farklı bir iletişim kurduğu görülmektedir. Mesnevi’yi okuyan dikkatli bir okuyucu, hayvanların “Ruhsuz otomatik makineler” olmadığını derhal fark eder. 

Mevlana ya göre Dünya cansız, anlamsız ve amaçsız olmadığı gibi, dünyayı şenlendiren hayvanlar da amaçsız değildir.

Mevlâna’nın bakış açısında hüthüt kuşu, Hz. Süleyman’ın postacısı olur, Sebe Melikesi Belkıs’a onun mesajını götürür-getirir. Allah, sivrisineği Nemrud’a musallat edip onu helak eder.  Allah ateşin İbrahim'i yakmasına izin vermediğinden, ateş İbrahim için soğuk bir madde ve güvenilir bir yer olur. Yeşillik, güllük gülistan haline gelir. Ona göre her şey beden diliyle O’nu tespih etmektedir: “Şu dilsiz uzuvlarının yüzlerce dili vardır. Âleme rızk veren Allah’ın nimetlerinin zikri zaman yapraklarında gizlenmiştir”. Dahası tabiat tıpkı bir annenin çocuğunu emzirmesi gibi, bizi emzirmekte ve beslemektedir. “Bahar olmayınca bahçelerde bir şey doğar mı? Gebelerle kucaklarındaki çocuklar, baharın o kadınlarından aşkına delalet eder. Her ağaç biz çocuklarını emzirmekdedir”.

Mevlana ve Ekolojik Denge

Ekolojik ve çevreci bakış açısının üzerinde ısrarla durduğu diğer önemli bir nokta ise kâinatta çok hassas eko-sistemlerin olduğudur.

Mevlana kâinattaki denge, nizam ve mizana dikkat çekerken, yine Kur’an’dan hareket eder. 

Kainatta gözlemlediğimiz tüm ekolojik sistemlerin; denge, ahenk ve mizanın, başka bir ifadeyle her şeyin her şeyle bağlı ve bir bütün oluşturmasını Allah’ın Adl ve Kadir isimlerinin tecellisine bağlar. insan kâinattaki bu evrensel ilkeden ders çıkarmalı; düzenli, amaçlı ve iktisatlı bir hayat yaşamalıdır. Bu nedenle, kâinattaki denge, ahenk ve mizanı görüp ondan bireysel ve toplumsal hayat için gerekli dersi çıkarmayanları eleştirir. 

Ona göre iktisat ve israfsızlık üzerine hareket eden bir kâinatta, insan savurgan ve ölçüsüz bir hayat yaşayamaz/yaşamamalıdır

Sonuç olarak,

Mevlâna tabiat ve çevre anlayışlarını İslam irfan geleneği bağlamında Kur’ani bir temele dayandırmaktadırlar. İslâm öncesi Araplar için tabiat, “anlamsız, ruhsuz ve anlamsız” bir varlık iken, müminler için, yaratıcısının kudretini, ilmini, iradesini, celâl ve cemâlini yansıtan muhteşem bir tablodur. Gökleri güneş, ay ve yıldızlarla; yeryüzünü çiçekler, ağaçlar, bağlar, bahçeler ve çeşitli hayvan türleriyle süsleyen Allah’tır. Yeryüzünde suları akıtan, gökleri (direksiz) tutan, yağmurları yağdıran gece ve gündüz arasındaki sınırı koruyan yine Allah’tır.  Kâinat bütün zenginliği ve canlılığıyla Allah’ın, yani kâinatın yaratıcısının eseri ve sanatıdır.

Bizler ise Allah’ın yeryüzündeki emanetçileri ve halifeleriyiz. Tabiatın ve dünyanın efendileri olmadığımız gibi, dünya da dilediğimiz gibi tasarruf yapacağımız veya yapabileceğimiz bir malımız değildir. Mevlâna nın Kur’an temelli çevre anlayışlarından şu sonuçları çıkarabiliriz:

Mevlana’ya göre

Tabiat âlemi, Allah tarafından yaratılmış olan ve Onun mübarek isimleri ile sıfatlarını yansıtan Varlık bilimi ile ilgili ve amaca dönük bit var oluşa sahiptir. 

Allah tarafından yaratıldığı ve kaim kılındığı için,  bir bütün olarak tabiat ve içerisindekiler insanlar için yararlı oluşundan bağımsız, yaradılıştan gelme bir değer taşır. 

İnsanlar kâinatın tepesinde yer almakla birlikte, tabiat âleminin yalnızca birer mensubudur. Kendi ailelerine karşı nasıl sorumluluklar taşıyorlarsa,  bütün tabii çevreye ve içerisindekilere karşı da sorumlulukları vardır

Biyolojik çeşitlilik ve ekosistem zenginliği,  Allah’ın yaratıcı gücünün ve iradesinin bir sonucudur, dolayısıyla ekosistem saygıyla gözetilip korunmalıdır. 

Tabiat belirli bir düzen ve denge içerisinde, olağanüstü bir estetik güzellikte yaratılmıştır.

İnsanın bütün üretim ve tüketim kalıpları,  tabiatın genel düzenine ve dengesine dayanmalıdır.  İnsanların hakları mutlak ve sınırsız değildir.

Kısaca, İslam irfan geleneği modern dünyanın en büyük sorunlarından biri olan çevre sorunların anlama ve aşmada bizlere eşsiz bir derinlik ve güç vermektedir Tam da bundan dolayı, Mevlana dünyayla  ilgili derin kavrayış ve bakış açısı, tüm insanlığa da hitap etmekte; 

Süçev Kategorileri
En Çok Okunanlar
BİZDEN FOTOĞRAFLAR